Hayata dönüş operasyonunun ayrıntılarını öğrenince olayın ne derece dehşet verici olduğu bir daha ortaya çıktı. Aslında ortaya çıkan belgelerde ki bilgiler kamuoyu tarafından gayet iyi bilinen gerçeklerdi fakat bu bilgilerin devlet eliyle bir kez daha ortaya çıkması önemliydi. Benim asıl dikkati mi çeken nokta ise operasyonlar sırasında cezaevinde görevli olan eski bir yüzbaşının açıklamalarıydı. Yüzbaşı daha önce yaptığı açıklamaları bir kez daha söylediği gerçeklerin yani sıra bu olayı ''solu ulusallaştırıp daha milliyetçi, ırkçı ve daha anti demokratik bir zemine çekme çabası'' olarak tanımladı.Biraz ülkemizin yakın tarihine yaşanmış olayların üstüne düşününce aslında bu çabanın çok uzun zaman önce başladığı bu çabalarla belli dernekler ve siyasi partilerle direk temas kurulduğu,bazı ulusalcı medya organlarına bilgi sızdırıldığı,psikolojik bir savaş başlatıldığı anlaşılıyor.Bu sürecin sonu sanırım Ergenekon davası ile kesilmiş görülüyor,askerlerin ülkeyi ve solu hizaya çekme çabası ülke tarihinde ilk kez başarısızlığa uğradı.Fakat onlarca yıl süren ve üç darbe iki muhtıra ile sonuçlanan vesayet dönemiyle hiç hesaplaşılmadı. Bu başka bir konu şimdi ulusallaşmaya zorlanan soldan bahsetmek istiyorum.
Türkiye’de sol hareket 60’ mışlar da dünya da yükselen sol değerlere paralel bir şekilde belli bir ivme kazandı,68 yılına geldiğinde ciddi kitlesel hareketler,öğrenci eylemleri,sosyalist fikir kulüpleri ve yavaş yavaş toplumun tabanına yayılmaya başlayan bir sol düşünce egemen olmaya başladı. Aradan bir kaç yıl geçmeden sol 71 muhtırasıyla resmen bir balyoz darbesi yemiş oldu. Dönemin devrimci genç liderleri neredeyse tamamı katledildi. Faşizm sola ilk tokat’ı atmıştı, fakat asıl büyük tokat’ın gelmesi biraz daha zaman alacaktı.68 kuşağının devrimci liderleri genelde Kemalist çizgide bir nevi Kemalizm ile sosyalizm arası bir yerde duruyorlardı,nitekim daha sonra Kemalist çizgiye daha yakın olan Deniz Gezmiş bazı çevreler tarafından daha ön plana çıkarılacak Mahir ÇAYHAN,İbrahim KAYPAKKAYA gibi dönemin diğer önemli devrimcileri biraz arka plana düşürülecekti. Öyle ki Deniz GEZMİŞ'in asılırken en son söylediği ''yaşasın Türk ve Kürt haklarının kardeşliği'' ''yaşasın sosyalizm''gibi sözler sansürlenecek veya unutturulacak, bazı kesimler kendi görmek istedikleri Deniz'İ daha sonra ki nesillere kendi gördükleri gibi anlatacaklardı.
71 dardesinden sonra sol bir kaç yıl yerinde saydıktan sonra 80 darbesine kadar büyük bir ivme kazandı.68 kuşağına göre daha donanımlı ve resmi ideolojiye daha eleştirel yaklaşan sol,daha büyük kitlesel eylemlere, sendikal örgütlenmeye,büyük gençlik örgütlenmelerine,ülkenin doğusunda ve batısında daha tabanda örgütlenmeye başladı.80 darbesine kadar ülkede solun önünü kesmek için önce milliyetçi kesimler desteklendi,devletin hiç olmadığı kadar taraf olduğu bu kavgaya 1980 yılına geldiğinde son noktayı koyacak kavganın faturasını da hem sola hem de o zamana kadar kullandığı ülkücü kesime kesecekti.
80 darbesini çok ağır bedellerle ödeyen sol maalesef bir daha tam anlamıyla düzelemeyecek bir duruma geldi. Daha sonra 1989-1996 arası PKK güçlü bir dönem yaşadı. Doğu Anadolu ve Güneydoğuda çok büyük eylemler çok büyük trajediler yaşandı. Ülke terör çıkmazı içindeyken askerin kaybolmayan ağırlığı her gün biraz daha tescilleniyordu. Bu dönemlerde asker kendi büyüttüğü muhafazakar kesimlerin iktidara gelmesini engellemek için kendi onaylarında olan bir sol yaratmaya çalıştı. Önce Doğu PERİNÇEK 'in İP ile bağlantı kurdu, partinin yayın organı olan 2000 doğru ve daha sonra Aydınlık dergisine bilgi sızdırmaya başladı. Tabi askerlerin ne kadar başarılı ya da başarısız olduğu ayrı bir tartışma konusu fakat askerlerin ağırlığı İP ve yavaş yavaş solda hissedilemeye başlandı. 2000 yıllara geldiğimizde yükselen ulusalcılıkta askerlerin etkisi ne kadar büyük bir rol oynuyor şu an anlaşıla biliyor.
ABD’ nin ırak işgali ile iyice yükselen milliyetçilik ve ulusalcılığın etkisiyle kendisini solda tanımlayan CHP de milliyetçi sığ bir zemine çekilmesine neden oldu. Nitekim 2003 - 2005 arası ülke olarak birkaç darbe bile atlattığımız artık herkes tarafından bilinen bir gerçek.Acaba askerler darbe yapmış olsaydı yanlarına kimleri alacaklardı ? Her halde gerçek sosyal demokratlar ve sosyalistler askere yeşil ışık yakmayacaklardı.
Sonuç olarak askerin sağa ve özellikle sola biçtiği elbise artık bu topluma dar gelmeye başladı.Ulusalcılık ya da milliyetçiliğin sol ideoloji içinde yeri olmadığı bu gün bir daha anlaşılıyor.Askerlerin üç darbe,iki muhtıra,yüzlerce karanlık olay ve sayısını bile artık kimsenin kestiremediği kayıpların ardından kendi yarattığı ideolojiler tarafından iktidardan el çektirilmesi manidar bir durum olsa da,askerin siyaset sahnesinden çekilmesi demokrasi ve sol adına olmazsa olmazdır.Demokrasi kılıcı gibi rejimin başında duran ve kendi öngördüğü kadar halka özgürlük sunan bir yapının 2000 yıllarda sürmesi zaten imkansızdı.Türkiye’de bu gün sol hayata dönüş operasyonunda görevli yüzbaşının söylediği gibi 'askerin solu ulusallaştırma '' planını aşacak güçtedir…